Faize Sarış
30lu yaşlarda her bireyin hayatın anlamını sorguladığı bir dönem olur. Kulağa oldukça klişe geldiğini biliyorum ama psikolojiye göre bu dönem olmalıymış. Büyümek için...
İşte benim de bu dönemdeki sorgulamalarımda bir şey beni yogaya doğru çekti. 2 yıl önce başlayan bu yolculuğun ilk 3 ayı düzenli yoga çalışmalarına katıldım. Tabiri caizse çalkalandım. İçimde bir şeyler oynadı ve devam edemedim. Elçin'e ara vermem lazım dedim.
Hayatımın farklı noktalarında beni huzursuz eden duygular, kişiler ve davranışlarım ortaya saçıldı. Nasıl toplayacağımı bilmemek çok sancılıydı. Ama bir yandan da daha önce olmadığı kadar net hislerle kalmak olağanüstüydü.
Farkındalık her zaman salt mutluluk olmuyor. Ben de en azından olmadı. Artık yaralarımla yüzleşmiştim. Dolayısıyla bilmek acı vericiydi ama gerçekti. Bir yandan travmaları çözmeye çalışırken bir yandan da bunların ortaya çıkmasına aracılık eden yogaya devam etmek çelişkili gelebilir belki. Ama benim için değil. Çünkü o alanın bütüncül olarak getirdiği farkındalığı bir kez keşfettiğinde bir enerji seni oraya çekiyor. Bu enerji de; geçmişte ya da gelecekte değil de şimdi de olmanın bir getirisi.
„Kendime (bu bedenim de olabilir zihnim de ruhumda ya da tümü birden) bakabildiğim bu alanın değerini biliyorum.“
Şimdi bakınca beni yogaya çeken o şeyin, beni kendime köklerime çeken bir sezgi olduğunu anlıyorum. Bu sezginin kuvvetlenmesinde, hem arayış sürecinde olmam hem de Elçin ile olan sohbetlerimiz etkili oldu mutlaka.
Yoga çalışması bedenimi de fark etmeme ve sevmeme imkan tanıyor. Pratik ettikçe bedenimde daha önce fark etmediğim noktaları, hisleri keşfetmeye başlıyorum. Bedenimin açıldığını ve rahatladığını hissediyorum. Bazen kısa, bazen uzun aralarla yogaya devam ediyorum.
Yoga hocamızın da dediği gibi bir hedef koymuyorum. Hislerime ve ihtiyaçlarıma göre yol alıyorum. Zorlamadan ve yargılamadan....
(FS - 20.02.2019, Çanakkale)